3 Aralık 2011 Cumartesi

21. Yüzyılda Kültür Dejenerasyonu


Merhaba hepinize. Çok uzun zamandır televizyon takip edemiyordum. O yüzden kafamda bir soru işareti oluştu. Bu televizyon kanallarındaki saçmasapan yayınlar hep mi vardı yoksa yeni yeni mi türemeye başladı diye. Evet, bu soru üzerine de çok ciddi bir şekilde düşünüp kendimle ortak bir noktada mutakabat yaptım.
İşte o mutakabattan bazılarını burada paylaşacağım.
Şimdi sen, o elindeki her neyse onu bir kenara bırak ve beni iyi dinle. Günde kaç saat televizyon seyrediyorsun bilmiyorum ama; televizyon izlerken git gide aptallaştığının ve diğer herkes gibi olmaya başladığının farkındasındır umarım.
“İyi de abi, altı üstü bir televizyon işte, abartacak neyi var var bunun? Hem mal mısın nesin bir iki program seyretmek insanı aptallaştırır mı hiç? Bence sen kafayı yemişsin, git bir doktora görün benden demesi..”
Evet arkadaşım, evet kardeşim, tabii ki aptallaştırır. Salak eder seni. Mal olursun. Sen televizyon karşısında hipnotize edilmiş bir şekilde ağzını ayırarak ve koltuğuna iyice yayılarak dizini seyrederken;  buzlu bardak içindeki kolanı elinden alsalar ruhun duymaz.
Öncelikle herkes az çok bilir. Bilmeyenler için, bunca yıldır mağarada yaşamış olanlarınız için ben baştan anlatayım sizlere. Bak şimdi değerli arkadaşım, bir toplumda ne eksikse; ya da ne empoze edilmeye çalışılıyorsa bunu en kolay iletişim araçlarından birisi olan “televizyon” yoluyla yapıyorlar. İsterseniz konuyla alakalı bir “Banu Avar” videosu da vardı, onu da seyredebilirsiniz.
Konuyla ilgili ufak bir özet geçtikten sonra bir sıçrama gerçekleştirip Türk Televizyonunun yayın içeriklerini tespit ve tenkit etmekten memnuniyet duyuyorum. Bu sıcaklarda da uzun yazılar çekilmez ama üşenme de oku. Başına ne geliyorsa bu üşengeçliğin yüzünden gelmiyor mu zaten?
Önce sabah programlarından başlayalım…
Artık geleneksel bir şölen haline dönüşen 
İsimler ne kadar farklı da olsa içerik hep aynı, standart… Bir kurum, kuruluş ya da adı her neyse babasının hayrına seni biriyle tanıştırıp evlendirmiyor ya değil mi benim güzide vatandaşım? “E, peki bir çıkar gözetiyorsa ne bunların çıkarı? Ne istiyorlar bizden? ”
Sabırlı ol anlatıyorum ya işte.
Biz yıllar boyunca nasıl bir toplumduk? En kötü ihtimal görücü usülüyle ailemizin bize razı gördüğü, uygun gördüğü kişilerle hayatlarımızı birleştiriyorduk. Diğer olansa, biriyle bir süreliğine flört yaşayıp sonrasında evlenmekti.
E, şimdi ne değişti lan? Muassır medeniyetler seviyesine bu şekilde mi ulaştık? Televizyon denen illette görüp kara kaşına gözüne vurulduğumuz biriyle evlenmek nasıl oldu da bu kadar yaygınlaştı hala aklım almıyor. Üstelik buna sinsice uygun zeminler hazırlayarak önümüze sundular. Hepimiz de yedik. “Yok abi, ben yemedim bende o göz var mı?” Yedin tabi lan daha neyin tartışmasını yapıyorsun? Sen değil misin şimdi görücü usülü evlenmeler için: “Uuvv bunlar çıldırmış olmalı, görücü usulü evlenmek de neymiş; aşk olmadan evlilik mi olurmuş? pehhh” diye tepki veren? Sen de yedin işte bunu. Örf ve ananelerimizin deforme olmasına sen de göz yumdun.
Terör ve Mafyamsı İçerikli Diziler Var Sırada…
Bak bunları da yedik. “Abi gerçek olanları anlatıyorlarmış ha. Türkiye’de olanları yazıyor adamlar, ne kadar cesaretliler lan işe baksana” dedik. Yahu azıcık gerçekçi olun. Realist bir insan yani okey? Sen kalkacaksın dizinde devletle ilgili her boku ifşa edeceksin, sonra sana bir bok olmayacak öyle mi? Hadi canım benim. Burası Türkiye Cumhuriyeti unutma. Abd uçakları Pkk’ya yardım yapıyor diyen “Eşref Bitlis” adlı muhterem zâta ya da binbir türlü şekilde bok yoluna ölen onca insana ne olduğunu git bir araştır derim ben.
“Ee bunlar gerçek değil de o zaman amk? Adamlar anlatıyor lan işte” La ne aklı yarım herifsin sen ya. Hala diyorsun ki adamlar gerçeği anlatıyor. Mesela terör içerikli dizileri ele alalım. Empoze edilmek istenen ilk şey kürt antipatisi kazandırmak insanlara. Bunlardan bir ton çıkar sağlayan insanlar olacak. Mesela şöyle bir şey olabilir. (ki oluyor da bunlar yani) Kürt antipatisi oluşmuş toplumda kürt insanlardan uzaklaşma başlar. Yıllardır aynı topraklarda beraber yaşadığımız bu insanlarla aramıza duvarlar örülür. Artık hepsi gözümüzde potansiyel bir teröristtir. Potansiyel birer barbardır. Ne kadar tehlikeli bir durum değil mi? Yıllardır yaşadığın topraklarda dışlanılmak, hor görülmek… Sırf etnik kökeninden ötürü hem de. Acayip zalimce, faşistçe bir yaklaşım. Bunca yıldır ülkesine körü körüne bağlı kalmışsa bile evet, başardınız; sayenizde o da artık “potansiyel bir terörist.”
Ha unutmadan şunu da ekleyeyim, kafam bu aralar allak bullak olduğundan çabucak unutabiliyorum da aklımdaki şeyleri. Dağlarda ölü olarak ele geçirilen peşmergelerin bir çoğunun sünnetsiz olduğunu bilmeyeniniz yoktur heralde.
“Yok abi, onlar da kürt ne karıştırıyorsun sünneti falan. Zaten zamanında bir çok kürt yahudilerle kaynaşmış müslüman değilseler bile yahudilerdir ondan sünnetsizlerdir.” İyi de saf, körpe, güzel kardeşim benim; yahudiler de inançları gereği sünnet olan bir toplumdur.
Biraz üstü kapalı geçiyorum olayları umarım anlıyorsunuzdur.
Amerikan çakması diziler var sırada…
İlginç bir şey bak bunlar. Toplum için bunlar da çok tehlikeli. Çok uzak değil, daha 10 yıl öncesine kadar birçok şeyin tabu olarak kaldığı bu toplumda televizyoncular en ağır yükü omuzlanıp insanların ufkunu açtılar(!) Önem verdiğimiz değerlerimiz birer birer kaybolmaya başladı. Mesela bekaret vardı bizim için. Çok önemli bir şeydi o. Şu ansa Türkiye’de 14 yaş grubu kızların 5′inden 2′si bakire değil.
Hayatımızda ne değişti de böyle hızlıca modern bir toplum olduk? Nasıl oldu da böyle hızlıca muassır medeniyetler seviyesine ulaştık? (Bu muassır medeniyetlerin seviyesinin ne olduğunu da tam çözemedim ya, hayırlısı. Zaten bilim, sanat  falan hariç diğer her tür konuda bırakın muassır medeniyetler seviyesini, onların bile üstüne çıkan çılgın bir zekamız var bizim.) Evet, hemen bunu da açıklıyorum size. Türk dizileri, filmleri vs git gide açılıp saçılmaya başladı. Bugün ona veren kız, ertesi gün kankasına verir. Sonra kankasının komşusundan hamile kalır gibi absürt senaryoları yıllarca yedirdiler bize. Yine de açlığımız fena şekilde sürüyor. Pornografiye fena halde aç olan bireylere sahip Türk toplumu önce bunları yadırgadı tabii ki. Daha sonra da gayet normal bir şeymiş gibi karşılanmaya başladı. Hatta bu konuyla ilgili de çok sevdiğim bir söz vardır.
“Alışkanlık çok fena illettir. Öyle ki, bugün Tanrı gökyüzüne bir mesaj yazsa buna çok şaşırırız ama aradan 1 ay geçtikten sonra; bugün ne yazmış baktın mı deriz.”
Evet, ne yazık ki biz yavaş yavaş bunlara alıştırıldık. Ye dediler yedik itiraz etmeden. Hem sonuçta elimizde alternatif de yok. Medya’da tekelciliği oynayan televizyon kanalı sahipleri istedikleri şekilde at koşturdular. Seyretmek istediğimizi değil seyredilmesi isteneni seyrettik ve bir süre sonra seyretmek istediklerimiz bunlarmış gibi kabullenmeye, alışmaya başladık. Sonunda kültür deformasyonu kaçınılmaz oldu.
Kolay Yoldan Zengin Olmak
Evet, evet… Bir çok televizyon kanalında bize yedirilen şeylerden biri de bu. Başvurunu yap, sana da sıra gelecek. Soruları bilirsen parayı alacaksın. Uğraşmadan didinmeden kısa yoldan paranı kazanacaksın. Belki de büyük ödülü alıp zengin olacaksın.
“E ne güzel işte, bedava para dağıtıyorlar, süper ya. Sen de gerizekalısın galiba bunu da almışsın listeye.”
Bak güzel kardeşim, sayfayı kapatırsan saygı duyarım ama kapatmadan önce şu yazacaklarıma bir bak istersen, ondan sonra böyle bol keseden konuşmaya devam edersin istersen. Evet evet, süper bence de bedava para dağıtıyorlar. İyi de yıllardan beri süregelen bu bedava para dağıtma hikayesinde ben hiç zengin olanını görmedim. Aksine daha beter durumlara düşen insan manzaralarıysa her tarafta mevcut.
“Peki nasıl oluyor bu çok bilmiş arkadaşım benim?”
Bak anlatayım sana canım benim. Dikkat et oradaki “canım benim” kelimelerinde olması gerekenden daha fazla vurgu var. Ona göre oku o cümleyi. Sonra da buradan devam edersin. İnsanlar kısa yoldan zengin olma hayaliyle bu tip programlara başvuruyorlar ve serüven burada başlıyor. Neler yapmıyorlar ki buralarda bir bilsen… Yarışma konsepti genel kültüre dayalıysa genel kültürle alakalı kitapları alıp ekonomiye can veriyorlar. Zaten güzel olan tek noktası bu. Diğer yönden dikkat ettiğim şey de, eğer bir şey bir Türk insanına bir yarar sağlamayacaksa onun hiçbir gereği yoktur düşüncesi. Biraz irdeleyip üzerinde durursan bu sözü neden sarfettiğimi de anlayacaksındır benim pırlanta zekalı kardeşim.
Evet, ne demiştik en son. Ha tamam, kitap falan alıyorlar işte. Sonra stüdyoya gidip geliyorlar, çalışan kesim olduklarından işlerini aksatıyorlar. İşlerini aksatmaları hayatlarına çeşitli olumsuzluklar katıyor ve “zaten zengin olurum” adlı şaheser olabilecek ütopik bir esere imzalarını çakıyorlar bu adamlar. Yazık yahu. S*ke sürülecek akıl yok bunlarda yemin olsun. E tabi hepsi de eli s*kinde kalıyor o yarışma programlarında.
Diğer bir ayrıntı da, insanlara böyle kısa yoldan zengin olma vaadlerini sunduklarından ötürü, insanlar birgün  kolay zengin olacakları hayalleriyle zihinlerini süsleyip dünyanın acımasız gerçekleriyle yüzleşmekten mahrum kalıyorlar.
Şimdilik veda zamanı
Amanın ne çabuk da sonu geldi yazının. Daha bir çok şey yazacaktım oysa ben lan. Neyse onları da ilerki bölümlere saklayayım ki biraz ekşın olsun.  Sağlıcakla kalın, yazdıklarım üzerinde biraz düşünün. Bu arada bir not daha düşeyim, ben emin olun en aptalınızdan daha zeki değilim. Sadece televizyon karşısında yıllardır vakit geçirmemiş olmamın verdiği bir objektif yaklaşımla bunları size sundum. Demek istediğiniz bir şeyiniz olursa yorum bölümü aşağıda. Her türlü eleştiri ve hakarete açık bir insanımdır.
Öpüldünüz kocaman, saygılarla..

Haksız Yere Ölen İnsanlar


Merhabalar herkese.  Son zamanlar teknolojik aletlere uzak kalışım ve dolayısıyla da haber manşetlerinden bir haber oluşum benim için ne kadar kötü bilemesem de; son zamanlarda gelişen olayların memleket insanı için oldukça kötü olduğunun farkına vardım.
İlk başta annem sağ olsun, 20 küsür şehit verdiğimizi ve bir o kadar da yaralı askerimiz olduğunu öğrendim. Sonra neler olup bitiyor derken haberlere göz atayım, facebook a bakayım diyerekten net aleminin orta yerine daldım. Hakkari’de tüyleri ürperten bir saldırı olduğunu ve 24 askerimizin şehit olduğunu öğrendim. O kadar alıştırılmışız ki bu şehit haberlerine, bir süre sonra gayet sıradan bir şeymiş gibi gelmeye başlıyor. Garip bir duygu durumu.
Bu insanlar neden öldüler peki? Evet, Pkk saldırısı yüzünden, karakollara yapılan saldırılar yüzünden demeyin bana. Bu yüzden ölmediler bu insanlar. Ben internette daha rahat vakit geçirebileyim diye, Hakan arabasıyla kız kaldırmaya çalışsın diye, Ecem parası olan birine kendini yamayabilsin diye öldüler. Bana kalkıp da kimse onların Pkk saldırıları yüzünden öldüğünü söylemesin. Bizim yüzümüzden şehit olduklarını kendinize itiraf edin. Şehit ailelerine bu gerçeği itiraf edin. Yapamayacağınızı düşünsem de, bir deneyin derim.
Hazır sözü gelmişken, ne kadar da vatan sevgisiyle dolup taşan insan varmış meğerse benim ülkemde. Acayip derecede şaşırmış durumdayım bu olaya. İlla şehit mi vermek gerek herkesin koyu milliyetçi olması için anlamıyorum. Üstelik öyle insanlar var ki tanıdığım, hani askerlik görevinden kaçmak için elinden geleni yapanlar bile koyu milliyetçi insanlar olup çıkmışlar. Üstelik bunlar ve diğerleri yalnızca sosyal ağlarda savaşıp, sosyal ağlarda devlet kurup kurtarıyorlar. Ülke insanım hakkında tüyler ürpertici bir gerçek daha. Buyrun bir de buradan yakın.
Bu arada kafam pek siyasete de basmaz benim. Ne türlü siyasi oyunlar dönüyor bilemeyecek kadar salağım da ama; BARIŞ İÇİN SAVAŞ ideolojisinin saçma olduğunu idrak edebilecek kadar aklım var kanaatindeyim. Cumhurbaşkanımızın bu konuyla ilgili sözünü aynen alıntılıyorum:
“Bize bu acıyı çektirenler misliyle çekeceklerdir. Bu saldırıların intikamı büyük olacaktır.”
Hani düşünüyorum da, bu şekilde bir yaklaşımda bulunmak, ülkeyi fikir ve birlik ayrılığına kesinkes sürükleyecektir. Birbirinden ölesiye nefret eden nesiller yetişecek ve bitmek tükenmek bilmeyen bir kan davasına dönüşecektir terör olayı.  Bu şekilde ülke kurtulur mu, terör sorunu hallolur mu, pkk’lılar silahlarını bırakma girişiminde bulunur mu harbiden de merak içerisindeyim.  Fakat yine de kendi gözlemlerime dayanacak olursam, bu savaş sınırlardan, doğu anadoludan, köylerden, karakollardan şehirlere sıçrayacak bir savaş olacak yakın zamanda. Artık sadece askerin değil, sivillerin de kanının aktığı bir savaş olacak. Hakan’a Ecem’e hiçbir şey olmayacak tabii. Onların keyfi oldukça iyi.

Üsteğmen Murat Bek- Yozgat
Astsubay Kıdemli Başçavuş İbrahim Geçer- Akşehir (Konya)
Er Adem Çolakoğlu- İstanbul
Er Koray Özel- Adana
Er Mesut Cengiz- Hatay
Er Süleyman Kalkan- Isparta
Uzman Çavuş Mustafa Aslan- Çorum
Jandarma Kom. Onbaşı Yavuz Çoban- Aksaray
Er Ramazan Akın- Ağrı
Komando Er Mehmet Çetin- Aydın
Piyade Er Fikret Özel- Samsun
Er Yunus Yımaz- Ankara
Uzman Çavuş Reşit Ercan- Elazığ
Er Mehmet Ağgedik- Elazığ
Piyade Çavuş İdris Çam- Kahramanmaraş
Er Birol Elmas- Sakarya
Er Fevzi Kazak- Gaziantep
Hüseyin Güldal- Kocaeli
Piyade Uzman Çavuş Halil Özdoğru – Sinop
Piyade Er Ufuk Bozkurt- Kırklareli
Asteğmen Bilal Özcan – Bilecik
Onbaşı Mesut Kazanç- Erzurum
Piyade Er Ahmet Tuncel- Bitlis
Jandarma Piyade Onbaşı Soner Ateşsaçan- Artvin

Bunlar da şehitlerimizin isimleri.  En fazla on gün hatırda kalıp sonra unutulacak, hayalleri olan; sevdikleri, sevildikleri insanlardan ayrı düşen şehitlerimizin isimleri. Onlar için, her şeye rağmen “VATAN SAĞ OLSUN!”

Sosyal Ağlar: Görünmeyen Tehlike

Tekrardan merhabalar herkese. Farkediyor musunuz bilmem, etrafımız sosyal ağlarla kuşatılmış durumda. Facebook, friendfeed, google plus, twitter, flickr ve daha fazlası… Hepsi oldukça fazla müşterisi bulunan birer sosyal ağ platformu. Üstelik yalnızca sosyal ağ platformu olarak kalsa iyi. Bunlardan bir kısmı reklam ve pazarlama konusunda en iyilerden. Peki bir web sitesi tüm bunları nasıl yapabiliyor?
Günde belki onlarca web sitesini ziyaret ediyorsunuz. Bu sosyal ağlardan bir veya bir kaçını muhakkak kullanıyorsunuz. Sevdiğiniz, alışkanlık edindiğiniz bir dizi şeyleri buraya taşıyorsunuz. Beğendiğiniz bir şeyi bulmak adına çoğunlukla Google.com.tr adresini kullanıyorsunuz.
Bir telefonu çok beğeniyorsunuz mesela. Almak için can attığınız bir cep telefonu. Binbir türlü siteye girip fiyat araştırması yapıyorsunuz ama cebinizdeki para hiçbirine yeterli değil. Sonra bir gün girdiğiniz bir sitedeki bannerda çok beğendiğiniz o cep telefonuna özel bir kampanya olduğunu görüyorsunuz. Sizce bunların hepsi birer tesadüf mü?
Seçenekleri çoğaltabiliriz burada. Yine de karşılaşacağımız görüntü aynıdır.  Bütün davranım metotlarını sizlerden çok daha iyi bilen insanlar bulunuyor çünkü karşınızda. Eskiden olduğu gibi kitlelere hitap eden reklam kampanyaları şu an yalnızca bireylere hitap eden reklam kampanyalarına dönüştü ve tüm bunlar bir bakıma oldukça da tehlikeli aslında.
Benim en çok değinmek istediğim noktalardan biri de bu malesef. Düşünün şimdi sizi sizden daha iyi bilen insanlar mevcut karşınızda. Telefon numaranızı, e-posta adreslerinizi, en sevdiğiniz arkadaşlarınızı, hangi dinden olduğunuzu, siyasal görüşünüzü,  yemek alışkanlıklarınızı, en çok görüştüğünüz insanları, sevdiğiniz kitapları, onları bunları… Aklınıza gelebilecek ne varsa hepsini biliyorlar. Oysa eskiden internet ortamında adımızı vermeye bile çekinirdik.
Seni senden daha iyi bilen her şey, senin için tehlike arz eder.
Evet, bu böyledir. Birazcık komplo teorisi deliliği gibi gelebilir kulağınıza ilk etapta ancak; malesef ki gerçek olan budur.
İnternetle eskiden de haşır neşir olmuşluğunuz varsa az çok bilirsiniz. Özellikle arkadaş sitelerinde oldukça mevcut bir özellikti bu. Hangi spor dallarını seversiniz, hangi kitabı okumaya bayılırsınız, aylık geliriniz ne kadar vs diye uzayıp giden sorgu sualler. Bunların o dönemde arkadaş bulmayla hiçbir ilgisi kesinlikle yoktu. Zaten bir çoğumuz da bunları doldurmuyorduk. Şimdiyse bu durum ortadan kalktı. Sizin alışkanlıklarınızı ve diğer bilgilerinizi oldukça zararsız şekilde algılayacağınız sorularla öğrenebiliyorlar ve tüm bu cevaplar yanlış kişilerin eline geçtiğinde apansız sorunlar doğurabilir. Size bu konuyla ilgili yaptığım bir telefon konuşmasından bahsetmek istiyorum tehlikenin farkındalığını hissedebilmeniz açısından.
Bilirsiniz facebook üyelik doğrulaması için kimi zamanlar cep telefonu numarası ister, cep telefonu numarasına doğrulama kodu gelir; doğrulama yaparsanız üyeliğiniz aktif olur. Daha sonrasında da bu cep telefonu numarası profilinizde paylaşılır. Ben de bu şekilde bir deneme yapmak için işe koyuldum.
Öncelikle profil bilgilerinde cep telefonu numarası olan çok samimi olmadığım bir arkadaşımı buldum ve yeni değiştirmiş olduğum telefon numaramdan aradım. Muhabbetteki (-) olan benim (+) olan ise arkadaşım.
- Merhaba iyi günler, ben facebook a.ş üyeleri koruma ve denetimde gizlilik başkanlığı adına arıyorum.Adım XX, sizlere daha iyi hizmet verebilmek için bir takım sorular sormak istiyordum, müsait misiniz acaba? (bir not: burada facebook’tan sonra ne gelirse gelsin mühim değil zaten ilk etapta nereden ararlarsa arasınlar sizin için anlam ifade eden kelimeyi duyduktan sonra gerisinin pek bir önemi kalmıyor.)
+ Evet buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Dediğim gibi efendim, biz hizmet kalitesini arttırabilmek amacıyla üyelerimizle bir takım görüşmeler düzenliyoruz ve yine hizmet kalite açısından konuşmalarımızın hepsi kayıt altına alıyoruz. CC ile görüşüyorum değil mi efendim?
(karşıdaki kişi önce bir yutkunuyor) evet benim.
- Sizlere daha iyi hizmet verebilmek amacıyla web sitemizde ne gibi yeniliklerin ve uygulamaların olmasını isterdiniz acaba?
(arkadaş burada bir takım şeyler bahsediyor falan fistan sonrasında malum soruya geliyoruz)
- Biz bu bahsettiğiniz uygulamaların ve yeniliklerin bir kısmını geliştirmiş bulundurmaktayız ancak henüz faaliyete geçirmedik. Bunu ilk deneyenlerden birisi olmak ister misiniz peki?
(+ biraz heyecanlanıyor, biraz duraksıyor ve sonrasında) Evet; isterim tabii ki… cevabını veriyor.
Sonrasında ben kişinin profiline erişim sağlayamadığımı sanırım bir takım sorunlar meydana geldiğini iddia ederek arkadaşımın şifresini kendisinden istedim ve kendisi de bana seve seve verdi.
Bu anlattıklarımı dikkate alıp tehlikenin boyutlarını göz önünde bulundurursunuz umarım.